Merhaba
sevgili okurlarım,
Böyle seslenmek hoşuma gitti. Nerdeyse 3yıl olmuş. Uzun zamandır yazı yazmıyorum. Özene bezene aldığım küçük not defterlerinin hepsi ayrı köşede. Biri ders defterine dönüşmüş, diğeri alışverş listesi ajanda gibi bi şey olmuş. 'Neden?' diye düşündüm. 3 yıl önce okul dışındaki tüm zamanımı alan yeni kurduğumuz müzik grubu, bazı anlaşmazlıklar, pratik sınavlara adapte olamamam da cabası. Okulumun son yıllarının çok yorucu ve yoğunken bi yandan bir o kadar rengarenk ve güzel anılarla dolu geçmesi de fırsat bırakmamış olabilir. Bir de... Yazdığım şeyleri birilerine ithaf etmeyi sevmiyorum, kafamın içindeki tüm rüzgar durulup onun yerine nefes aldırmayan bir Alanya havası geçiyor.
Bu yaz mezun oldum. Hayatımda bazı kararlar aldım. Daha programlı, kendi sınırlarıyla kendini boğmayan (ne gerek varsa) ve Simge sayesinde (ya da yüzünden mi deseydim?) titiz biri oldum. Bir haftadır Prag'tayım. Ani bir kararla gitmeye karar verdiğim Budapeşte seyahatimi burada gök delinmiş gibi yağmur yağdığı için bir gün erteledim. Baştan aşağı ıslandım. Oysa hayat kimseye küçük bi çanta hazırlayıp hemen bir plan çizip uzaklara gitmek için zor olmamalı. İlla yurtdışı olmasına gerek yok. Bazen aldığın derin bir nefes bile yeter sana. Ben sadece tüm şartlar farklıyken kendi başıma olmak ve bir şeyler öğrenmek istedim.
Ankara'da her gün geçtiğim caddedeki çok ciddi bi EGO trafik kazası ve o gün ve sonrasındaki ilk terör patlamasından sonra hayata bakışım değişti. Her gün geçtiğim caddede yerde yattığımı ve hiç bi zaman görmediğim bir açıda o caddenin ortasındayken etrafı izlediğimi ve bir yandan hayata tutunmaya çalıştığımı hayal ediyorum sürekli. Bulunduğum yerin, içinde olduğum anın hakkını vermek; sevdiğim insanlara olan sevgimi göstermeyi yarına bırakmamak, kimseye sırtını yaslama ihtiyacı hissetmeden yaşamak. Hep böyle düşünerek yaşamışım aslında ama bunun daha da farkındayım artık. Çünkü gözümde her şey daha gerçek ve acımasız artık.
Burada turistler sürekli bi yerlerin fotoğrafını çekiyorlar. Oysa bir hikayesi olmadıkça internette gördüklerinden hiç bi farkı yok. Aklıma manzarayı, rüzgarı, kokuyu, arka plandaki sesi kazıyıp sonrasında o an neyi gördüysem çekiyorum. Kafamdaki oluşana en yakın tek bir foto. İnsanları izliyorum, o telaşı. O telaş içinde kendi halinde yaşayıp giden ağaçları, eskimeye ve aşınmaya devam eden kale duvarlarını, köprü sütunlarına sakince çarpmaya devam eden küçük dalgaları, içtiğim son yudumun bıraktığı tadı. Böyle zamanlarda, birkaç çizgiyle inanılmaz eskizler çizen o insanlar kadar yetenekli olabilmeyi dilerim hep.
Yazmaya başlarken hiç bi zaman ana fikir verme gibi bi amacım olmadı. Bu da böyle bir yazıydı işte.
Okuyan birileri varsa eğer ,
buraya kadar dinlediğin için teşekkürler.
Bana eşlik eden şarkıyı da aşağıda paylaşıyorum.
Böyle seslenmek hoşuma gitti. Nerdeyse 3yıl olmuş. Uzun zamandır yazı yazmıyorum. Özene bezene aldığım küçük not defterlerinin hepsi ayrı köşede. Biri ders defterine dönüşmüş, diğeri alışverş listesi ajanda gibi bi şey olmuş. 'Neden?' diye düşündüm. 3 yıl önce okul dışındaki tüm zamanımı alan yeni kurduğumuz müzik grubu, bazı anlaşmazlıklar, pratik sınavlara adapte olamamam da cabası. Okulumun son yıllarının çok yorucu ve yoğunken bi yandan bir o kadar rengarenk ve güzel anılarla dolu geçmesi de fırsat bırakmamış olabilir. Bir de... Yazdığım şeyleri birilerine ithaf etmeyi sevmiyorum, kafamın içindeki tüm rüzgar durulup onun yerine nefes aldırmayan bir Alanya havası geçiyor.
Bu yaz mezun oldum. Hayatımda bazı kararlar aldım. Daha programlı, kendi sınırlarıyla kendini boğmayan (ne gerek varsa) ve Simge sayesinde (ya da yüzünden mi deseydim?) titiz biri oldum. Bir haftadır Prag'tayım. Ani bir kararla gitmeye karar verdiğim Budapeşte seyahatimi burada gök delinmiş gibi yağmur yağdığı için bir gün erteledim. Baştan aşağı ıslandım. Oysa hayat kimseye küçük bi çanta hazırlayıp hemen bir plan çizip uzaklara gitmek için zor olmamalı. İlla yurtdışı olmasına gerek yok. Bazen aldığın derin bir nefes bile yeter sana. Ben sadece tüm şartlar farklıyken kendi başıma olmak ve bir şeyler öğrenmek istedim.
Ankara'da her gün geçtiğim caddedeki çok ciddi bi EGO trafik kazası ve o gün ve sonrasındaki ilk terör patlamasından sonra hayata bakışım değişti. Her gün geçtiğim caddede yerde yattığımı ve hiç bi zaman görmediğim bir açıda o caddenin ortasındayken etrafı izlediğimi ve bir yandan hayata tutunmaya çalıştığımı hayal ediyorum sürekli. Bulunduğum yerin, içinde olduğum anın hakkını vermek; sevdiğim insanlara olan sevgimi göstermeyi yarına bırakmamak, kimseye sırtını yaslama ihtiyacı hissetmeden yaşamak. Hep böyle düşünerek yaşamışım aslında ama bunun daha da farkındayım artık. Çünkü gözümde her şey daha gerçek ve acımasız artık.
Burada turistler sürekli bi yerlerin fotoğrafını çekiyorlar. Oysa bir hikayesi olmadıkça internette gördüklerinden hiç bi farkı yok. Aklıma manzarayı, rüzgarı, kokuyu, arka plandaki sesi kazıyıp sonrasında o an neyi gördüysem çekiyorum. Kafamdaki oluşana en yakın tek bir foto. İnsanları izliyorum, o telaşı. O telaş içinde kendi halinde yaşayıp giden ağaçları, eskimeye ve aşınmaya devam eden kale duvarlarını, köprü sütunlarına sakince çarpmaya devam eden küçük dalgaları, içtiğim son yudumun bıraktığı tadı. Böyle zamanlarda, birkaç çizgiyle inanılmaz eskizler çizen o insanlar kadar yetenekli olabilmeyi dilerim hep.
Yazmaya başlarken hiç bi zaman ana fikir verme gibi bi amacım olmadı. Bu da böyle bir yazıydı işte.
Okuyan birileri varsa eğer ,
buraya kadar dinlediğin için teşekkürler.
Bana eşlik eden şarkıyı da aşağıda paylaşıyorum.