19 Ağustos 2017 Cumartesi

Cumartesiyi herkes sever

Merhaba, 
    Merhaba demeyi çok özledim, sevdiğim insanlara sarılmayı da. Buradan gitmek çok hüzünlü geliyor. Çünkü ülkemde döndüğümde her şey belirsizlikle dolu olacak. Biraz beni korkutuyor olsa da sonradan bu  günlere dönüp baktığımda içim  kıpır kıpır olacak biliyorum.
    Bugün yine cumartesi olduğunu umursamadan erkenden uyandım. Duş alıp ev giysilerimle markete meyve almaya gittim. Çek tarzı meyveli kek yaptım. Kattaki arkadaşlarıma da verdim. Mariami'ye  Tür kahvesi yapmayı öğrettim. Cezveyle fincanları ona bırakacağım. Falını  uygulamaya gönderip yorumunu da  ses kaydı olarak göndereceğime söz verdim.
    Bu yıl ailemle somestrda 1 hafta, yazın da 3 hafta vakit  geçirebildim. Başımdan o kadar çok şey geçti ki er ne kadar bireysel olmaya bayılsam da   hiç bir şey düşünmeden sadece onlarla olmak istiyorum. Büyük aile toplanmacalarının o gürültüsünü, benim konuşmamı dinlemeden ne anlatacağını düşünen teyzemi, üniversiteye  başlayacak olan kuzenimi, anneannemin gürül gürül konuşmasını, ablamın  fevriliğini, annemin ufak şeylere verdiği büyük tepkilerini, babamın hep bir tedirginliğin elinde oluşunu. Ahahhah  çılgın bir ailem var. Ben de kocaman bir aile istiyorum. Herkesi mükemmel kahvaltılarda birleştirmek, kekler pastalar yemekler yapmak, güzel yerlere birlikte gitmek. Çılgın bi babanne/ anneanne olup torunlarımı sevgiye boğmak, canları sıkkın olduğunda veya başlarına bir şey geldiğinde utanıp sıkılmadan benimle paylasabilecekleri veya benden yardım isteyebilecekleri biri olmak istiyorum.
   Deniz kokusunu özledim. Bu yıl  mayısta yaptığımız Kemer kaçamağı dışında sahil boyunca doyasıya yürüyemedim. Bembeyazım. Güneş tenime dokunmalıydı.
   Düşününce, canımızı sıkan çoğu şey ( Yazar burada sağlığı ayırıyor) insan icadı şeyler. Bunların hepsini bir kenara koyamıyoruz. Ben de koyamıyorum kenara ama farkına vardıkça kendimi/aklımı tazeleyebiliyorum. Derin bir nefes alıp devam edebilmek gerek.  Kahvenin kokusundan mutlu olup, çatal bıçak seslerine karışan konuşma seslerinden keyif alabilmeli  insan. Bu  küçük  ufacık şeyleri sadece ilerde bi zamanda  'Vay be!' diye anımsayıp geçmek onlara haksızlık değil mi?  
   Herkes bir şeyleri zorlaştırıyor,  her şey gitgide karmaşıklaşıyor. Artık çok kalabalığız, bunların hepsi bu yüzden. Dünyaya yakında sığamayacağız. Kalabalıktan, yüzlerden,  telaşelerden bunalıp bi yandan da bu durumu daha   kompleks  düzenlemelerle çözmeye calışıyoruz. 'Seni seviyorum' demeyi unuttuk. En son ne zaman sadece söylemek isteyip birisine soylediniz? ( Yazar burada ilişkilere değinmeye çalışmıyor)  Ben bugün oda arkadaşım kocaman  sarıldım. Kızcağız neye uğradığını şaşırdı. Birlikte son haftasonumuz. Türkiye'ye döndükten sonra 'Seninle harika haftalar geçirdik, özledim seni  zalımın kızı ' dememle aynı mı sizce? Zayıflık gibi geliyorsa size, lütfen hemen blog sayfamı kapatıp gidin.
    Buraya yazıyorum. Sadece yazıyorum. Benim gibi başka yazan tanıdığım biri var mı, hiç bilmiyorum. Eğer  sizin de bu tarz bi sayfanız varsa, bir link kadar uzağınızdayım.
    Okuyan her birinize çok teşekkürler. Benim için çok değerlisiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.















1 Ağustos 2017 Salı

Temmuz biterken

   Dün sabah, her zamanki gibi , çok erken saatte uyanıp  yaklaşık yarım saat vakit öldürdüm. Gecenin bi saatinde uyanıp, gördüğüm  rüyayı sabah hatırlamak için telefonuma yazmaya çalıştığım notun  başarısızlığına güldüm. Ekşi'deki konulara baktım, ciddi bir olay olmadığına kanaat getirdikten sonra biraz hayal kurdum. Bazı konuşmalar canlandırdım.  Şuan gitmem zor olan yerlere uçak bileti baktım. Derdim kaçıp gitmek, uzaklaşmak değil de seçeneklerimin olduğunu bilmeyi  seviyorum.. Böyle daha güzel. Neler yapabileceğinizin farkında olmak. Neyse,  biraz daha hayal kurdum ve zihnimin tertemizliğinden mutluluk duydum. Duş aldım. Spotifydan bi liste açıp keyifle kahvaltı hazırladım. Masamın yanındaki büyük pencereyi ve perdeyi açtım, hava mükemmeldi. Güneşli, geçen gece yağmur yağdığını hissettiren ferah bir kokuya eşlik eden tatlı bir esintiyle. Prag'a göre sıcak,  bana göre şahane.  
   Sokağa çıktım. Saçlarım hafif ıslaktı, yazın en sevdiğim ritüellerinden biri. Tramvaya yetişmek için biraz hızlandım.  Çoğu kişi turistti. Tramvayın son vagonuna binip  ayakta gittim. Bu görüntüye bayılıyorum.  Bir müzik duyuyorum ama kulaklıklarım çantamda. Kalabalıkta müzik dinlemek çok benlik değil, zaten dikkatim çok kolay dağılıyor. Birine yanlışlıkla çarpmam, eşyamı bir yerlerde unutmam ya da ceketimi düşürmem an meselesi oluyor. Son anda, gideceğim yerden bi durak önce inmeye karar veriyorum. Buradaki en sevdiğim binaların olduğu  sokağı seyrederek kahve ve kayısılı Çek donutu kokulu dükkanların önünden geçiyorum. Arkaplanda çalan müziğin sesi biraz daha yükseliyor. Binaya giriyorum. Demir kapısı yavaşça  açılıyor  ve kapının gölgesi  merdivenlere vuruyor, sıcacık turuncumsu sabah güneşiyle . Birinci kata çıkıp zile basıyorum. Martina  kapıyı açıyor her zamanki enerjisiyle ;
 -'Ahoj !
   Donut alsana, 10 tane!'