Dün
sabah, her zamanki gibi , çok erken saatte uyanıp yaklaşık
yarım saat vakit öldürdüm. Gecenin bi saatinde uyanıp, gördüğüm
rüyayı sabah hatırlamak için telefonuma yazmaya çalıştığım
notun başarısızlığına güldüm. Ekşi'deki konulara
baktım, ciddi bir olay olmadığına kanaat getirdikten sonra biraz
hayal kurdum. Bazı konuşmalar canlandırdım. Şuan gitmem
zor olan yerlere uçak bileti baktım. Derdim kaçıp gitmek,
uzaklaşmak değil de seçeneklerimin olduğunu bilmeyi seviyorum..
Böyle daha güzel. Neler yapabileceğinizin farkında olmak. Neyse,
biraz daha hayal kurdum ve zihnimin tertemizliğinden mutluluk
duydum. Duş aldım. Spotifydan bi liste açıp keyifle kahvaltı
hazırladım. Masamın yanındaki büyük pencereyi ve perdeyi açtım,
hava mükemmeldi. Güneşli, geçen gece yağmur yağdığını
hissettiren ferah bir kokuya eşlik eden tatlı bir esintiyle.
Prag'a göre sıcak, bana göre şahane.
Sokağa
çıktım. Saçlarım hafif ıslaktı, yazın en sevdiğim
ritüellerinden biri. Tramvaya yetişmek için biraz hızlandım.
Çoğu kişi turistti. Tramvayın son vagonuna binip ayakta
gittim. Bu görüntüye bayılıyorum. Bir müzik duyuyorum ama
kulaklıklarım çantamda. Kalabalıkta müzik dinlemek çok benlik
değil, zaten dikkatim çok kolay dağılıyor. Birine yanlışlıkla
çarpmam, eşyamı bir yerlerde unutmam ya da ceketimi düşürmem an meselesi oluyor. Son anda, gideceğim yerden bi durak önce inmeye karar
veriyorum. Buradaki en sevdiğim binaların olduğu sokağı
seyrederek kahve ve kayısılı Çek donutu kokulu dükkanların önünden geçiyorum. Arkaplanda çalan müziğin
sesi biraz daha yükseliyor. Binaya giriyorum. Demir kapısı
yavaşça açılıyor ve kapının gölgesi
merdivenlere vuruyor, sıcacık turuncumsu sabah güneşiyle .
Birinci kata çıkıp zile basıyorum. Martina kapıyı açıyor
her zamanki enerjisiyle ;
-'Ahoj
!
Donut
alsana, 10 tane!'
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder