Hayat
zorlaştıkça, daha doğrusu bir şeylerin farkına vardıkça herkes
‘Ah çocukluğuma dönseydim.’ diyor. Yahu 19 yaşında 20
yaşında insansın embriyona mı döneceksin? Ben hiç o, bir kez daha çocukluğuma dönseydim, düşüncesindeki insanlardan olamadım. Kötü
değil aksine çok güzel olduğu için. Güzel anları tekrar yaşayabilseydik onların bizim için anlamını kaybetmez miydik o zaman?
Çocukken ne güzeldi. Hava kararınca sokaktan eve dönerdik, bazen koşa koşa fırına ekmek almaya giderdim. Dönerken o ekmeğin bir ucundan koparır, buharı yüzümü ellerimi yakarken yemeye çalışırdım. Dönüş yolunda neyden bahsettikleri anlaşılmayan konuşma seslerinin geldiği evlerin yanında geçerdim. Yolun kenarındaki kanalda kurbağalar ötmeye başlarlar, uyuma vakti geldiğinde gözlerimi kapattığımda hala o kurbağa seslerini dinlerdim. Çağla toplarken evden çağrılınca atarlanıp terliklerini bahçedeki muslukta yıkayıp, bahçe hortumu kuzenimin üstüne tutmacalı eşek şakaları yapardım. Bahçedeki incir ağacının altındaki devasa havuz… Ah, çocukluğum boyunca o havuza düşmekten korktum. 5 mt bile yaklaşamazdım. Kuzenimin bisikletine iki kişi zar zor binmişken frenlerin tutmadığı o gün yoldan bahçeye uçtuğumuzda da havuzun çok yakınına savrulmuştuk. Evin aşağısında mor zambağa benzer çiçeklerin olduğu bi yer vardı. Yanından geçerken her seferinde hışırtılar duyulurdu ve bir şeylerin kaçışma sesleri gelirdi. Ağaçtan toplarken en güzel bademleri de hep oraya düşürürdüm. Siz taze badem yemek ne kadar keyiflidir bilir misiniz, dopdolu ceplerle bi duvara oturup taşla kıra kıra yemenin keyfini?
Yaz geldiğinde ailecek arabaya atlar 2 gün orada 3 gün burada ggeze geze tatil yapardık ve nereye gideceğimize yolda karar verirdik. O devir kapanalı yıllar oldu. O devri meşhur 7 yaşımdaki İstanbul gezimizden sonra sonlandırdık. Bu kadar şeyi nasıl hatırladığımı bilmiyorum Hatırlıyor olmam büyük bi lütuf. O zamanlardan neler mi kaldı?
Çocukken ne güzeldi. Hava kararınca sokaktan eve dönerdik, bazen koşa koşa fırına ekmek almaya giderdim. Dönerken o ekmeğin bir ucundan koparır, buharı yüzümü ellerimi yakarken yemeye çalışırdım. Dönüş yolunda neyden bahsettikleri anlaşılmayan konuşma seslerinin geldiği evlerin yanında geçerdim. Yolun kenarındaki kanalda kurbağalar ötmeye başlarlar, uyuma vakti geldiğinde gözlerimi kapattığımda hala o kurbağa seslerini dinlerdim. Çağla toplarken evden çağrılınca atarlanıp terliklerini bahçedeki muslukta yıkayıp, bahçe hortumu kuzenimin üstüne tutmacalı eşek şakaları yapardım. Bahçedeki incir ağacının altındaki devasa havuz… Ah, çocukluğum boyunca o havuza düşmekten korktum. 5 mt bile yaklaşamazdım. Kuzenimin bisikletine iki kişi zar zor binmişken frenlerin tutmadığı o gün yoldan bahçeye uçtuğumuzda da havuzun çok yakınına savrulmuştuk. Evin aşağısında mor zambağa benzer çiçeklerin olduğu bi yer vardı. Yanından geçerken her seferinde hışırtılar duyulurdu ve bir şeylerin kaçışma sesleri gelirdi. Ağaçtan toplarken en güzel bademleri de hep oraya düşürürdüm. Siz taze badem yemek ne kadar keyiflidir bilir misiniz, dopdolu ceplerle bi duvara oturup taşla kıra kıra yemenin keyfini?
Yaz geldiğinde ailecek arabaya atlar 2 gün orada 3 gün burada ggeze geze tatil yapardık ve nereye gideceğimize yolda karar verirdik. O devir kapanalı yıllar oldu. O devri meşhur 7 yaşımdaki İstanbul gezimizden sonra sonlandırdık. Bu kadar şeyi nasıl hatırladığımı bilmiyorum Hatırlıyor olmam büyük bi lütuf. O zamanlardan neler mi kaldı?
Şimdi
ne çocukluk anılarımla dolu o küçük belde Avsallar ne de kuzenim Emre kaldı.