24 Mart 2014 Pazartesi

İlk günden

  Bu yazı benim için bir başlangıç gibi. Kağıdımı kalemimi bırakıp teknolojiye  yenik düşmek benim de başıma gelecekti biliyordum. Cesaretimi biraz daha toplamaya ihtiyacım vardı sadece ve başardım. Beyaz  boş sayfaları yazılarla doldurmak, o an eline geçen bir şeye notlar almak daha orijinaldi benim için. Daha doğaldı. Hala öyle aslında, bunu tamamen terk etmeyeceğim, edemem çünkü. Yazdığım andaki psikolojimi kelimelerimde, harflerimi çiziş şeklimde görmek hoşuma gidiyor. O acele,  depresiflik, heyecan, sabırsızlık, pişmanlık, mutluluk hepsi  her harften adeta fışkırıyor ve bu bilinçli olarak yapılan bir şey değil. Bu yüzden beni böylesine cezbediyor.

   İnsanlar düşüncelerine söylemekten,  duygularını ifade etmekten neden korkar? Yazdıkları onu kötü biri yapacağından mı  yoksa kırılganlığını açığa vurmaktan mı ya da açıklayamayacağım başka şeylerden mi? Neden bu kadar zorlaştırıyoruz ki her şeyi? Yaz, söyle gitsin, yaşa gitsin. Didikledikçe içinden aklımızın hayalimizin alamayacağı neler neler çıkar bi düşünsene? Hadi tamam kabul ediyoruz hepimiz özünde iyi insanız. Özünde kötü olan insan duydun mu? Neden bu kadar mutsuz peki insanlae, o zaman neden kimse anlaşamıyor, kaybetmekten bu kadar korkup manyaklaşıyor? Kaybetmekten korktukça asıl o zaman insanları kaybetmeye başlamıyor muyuz?

 İnsanlar değişir? Bazen değişir, bazen değişmez. İnsana göre değişiyor galiba. Ben de şu an anlamadım. Bazen yıllar geçiyor ama o kişi için değişen şey, saçının kesimi, sakalın tarzı, yüzündeki birkaç çizgi, giyim tarzı. Bunların hiç birinini değişmediği de oluyor ilginç bir şekilde. Sanki eski boş bir evde unutulmuş tekli koltuk gibi, güneş hep aynı köşesini soldurmuş. Kimi zaman ise  geçirdiği birkaç gün dahi kişiyi bambaşka  bri yapabiliyor.

 Bu gri şehrin beni çıldırtan bir sakinliği var. Düzenli şehrin henüz düzenli olamamış insanlarının koşuşturmasıyla kavrulmuş üstüne bir miktar kekik serpilmiş. Ankara seni seviyorum ama sana tutunamam ve bunu bilerek  yaşamak beni daha özgür hissettiriyor.

  Sokaklarında yürümeyi sevdiğim şehir. Ne buluyorsun diye sormayın. Sahil şehrinden gelmiş biri için çok şey ifade edecek cinsten bir yer olmadığı doğru. Ama bu şehirde ceketine daha sıkı sarılıyorsun. Telefonun çantanın bir kenarında duruyor, uzanmaya üşeniyorsun.

  Ankara'nın kaldırımları hep nemli olur. Yağmurundan korkmazsın zaten yağıp yağmadığını anlamazsın, hiçbir zaman tam yağmıyordur, o yüzden boynun üşürse diye yanına aldığın fuların her zaman şemsiye  görevi görür. Kimseyle karşılaşmayı  ummadan sevdiğin müzikleri dinleyerek yürürsün sokaklarında ve hep  birileriyle karşılaşırsın. Kolej kurtuluş hamamönü, bahçeli yollarında yürürken hep  ‘bu şehir nasıl küçüldü’ diye düşünürken kendimi bulurum. Okul dönüşlerinde her zaman böyle düşünemiyorsun tabi, elinde devasa bir  anatomi atlası varken. O kalın kitabı taşıyan parmaklarının ağrısını hissederken yol o deniz dönüşünde eve dönerken hiç bitmeyen yollara dönüşüverir. Yollar zaten hep değişmiyor mu? Ankara’dan Alanya’ya giderken tüm bedenim  harap olmasına karşın aynı yolun dönüşünde enerjiyle dolu bir şekilde  kendimi aştide bulmamın başka bir açıklaması olamaz. Baktığın yöne göre her şey  farklı  bir şekil alıyor. Tarihler, insanlar, yazılar, söylenen sözler değişiyor. Bir yandan  insanı umutsuzluğa  düşürürken bir yandan da beklemediğiniz pek çok şeyi yaşatarak umutlandırıyor. Düşüncelerimiz bakış açımız değişiyor ve zaman akıyor. Çocukken yaşadığımız bir şey için belirttiğimiz tarihi birkaç  ay bile eksik veya fazla söylemek inanılmaz fark ederken şimdi birkaç yıl eksi artı söylemek belki de hiç sorun olmuyor . Arkama dönüp şöyle bir düşündüğümde gökyüzünde bakıp, güzel bi hayattı teşekkürler, diyecek ne çok şey yaşadım diyorum. Zaman kavramının gözümdeki bu değişimi o yüzden hiç gözümü korkutmuyor. Aksine heyecanla doluyor, hatta dayanamayıp  koşmak istiyorum!

1 yorum:

  1. Yazmak, insanın kendini gözler önüne sermesi hem güzel hem de güç biraz. Hor görülmekten, hislerinin küçümseneceğinden korkar insan. Yazmak ve bunu paylaşmak güçlü bir karakter gerektirir. Evet sana katılıyorum bu tertemiz eylemi kalem ve kağıtla yapmak en güzeli. Her insanın özel bir yazış biçimi farklı bir kalem tutuş şekli var ve kağıta yazmanın doğallığına inanıyorum. Ama sen nolur bu blog'a devam et. Bir yerinden hayatına dahil olmayı, masumane yüreğine dokunmayı, düşlerine ortak olmayı seviyorum. Eline yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil