Bazen olmuyor. Ne yaparsan yap olmuyor. O lanet şey olmuyor işte. Ne o olmayan
derseniz, bilmiyorum. Bazı şeyler olamayıp duruyor. Aslında herkes gibi biliyorum ama bunu ifade etmek şey gibi: Bazen bir kavramı hayatınızın içinde
hep kullanırsınız ama 'nedir?’ diye sorulduğunda afallarsınız ve anlatamazsınız
ya? Çünkü hayatınızın içinde hep olduğu için onu tanımlamayı hiç
düşünmemişsinizdir. Belki de çok fazla düşünmüşsünüzdür. Bir şeyleri eksik
söylemekten çekinir, zamanı geçince o ana geri dönemeyeceğinizde hayıflanmaktan
korkarsınız. Başka bir seçenektir ya da. O seçenek hep vardır ve genelde o
seçeneğe sığınır insanlar. Derseniz ki sen hangisini seçtin? Karar
veremedim. Galiba 2.ye yeltenip 3.yle sonlandırdım.
Neden hep bir şeyler dediğinizi varsayıyorum? Çünkü
insanlar her zaman bir şeyler der. Ben sadece umduğum şekilde sorulması
polyannacılığıyla yönlendiriyorum. Eda sen normalde de çok konuşuyorsun ama
bazen de tamamiyle durrgunlaşıyorsun derseniz ona da cevabım var. Muhtemelen bakışlarım sol alt köşeye takılmıştır ve kafamın içindeki onlarca
düşünceyi hala toparlamaya çalışıyorumdur. Bu yüzden hep ‘birileri bir şey derse’ye
cevap yazıyorum. Şurada beni okuyan kaç kişi var?Bilmiyorum. Hiç okuyan var mı? Onu da bilmiyorum. Ama bir kişi okuyup cidden mutlu oluyorsa, diğer cümlemin ne
olacağını merak ediyorsa, benim için olmuş demektir, ben bir şeyi başarabildim.
Buna değer mi? Kesinlikle. Zaten yeterince iyi olmadığını düşünen, kendini küçümseyen insanlar yüzünden hayat bu şekilde akıyor ve dışarıdan
baktığında hep istemediğin şekilde ilerliyor. Siyaset olsun, aşk olsun, x
olsun, y olsun: ve çevremizde böyle insanlar da o kadar çok va ki. Bense bgizli bir şey bilip b saklamaya çalışan küçük bir çocuk gibi
inanılmaz bir mutluluk, heyecan duyuyorum bundan. İçimdeki o karşı koyamadığım
sahiplenme duygusu kabarıyor beklemediğim zamanlarda. Kışın arabanın camından
baktığınızda denizin hep sakin, dalgasız olması gibi ama bazen o kadar çok
yağmur yağıyor ki. Ansızın bastırıyor, neye uğradığını şaşırıyorsun. Beş gün
yağıyor. Deniz renkten renge giriyor, bulanıyor, bembeyaz köpüklerini sahile
cömertçe savuruyor. Belki de Alanya’nın bu yönünü bu kadar benimseyişim ona ne
kadar serzensem de çok şey söylememi engelliyor. Ankara’da yürüme mesafesindeki
yolculuğum yine fizyoloji gibi çok sevdiğim ama bazen katlanamadığım bir dersle
sonlandı.
Teoride Ankara-Alanya arasında yaşayan, pratikte kendini
sahibinin çantasında sürekli seyahat eden bi kedi yavrusu gibi hisseden kızdan
sevgiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder