Bir pazar gününden merhaba .
Dışarı çıkıp biraz dolaşmak için harika saatler, özellikle
Ankara'dakiler için ! Sonbaharın son güzel haftasonlarından birini yaşıyoruz.
Keşke hiç bitmese. Orkidem de solmaya başladı.
Güzel haftasonunu güzel değerlendirmek için ben de
elimden geleni yapıyorum. Aslında ne yaptığınız değil, size nasıl
hissettirdiği önemli. Hayatta her şeyde bu geçerli . Yeni serilen çarşafın verdiği huzuru hissetmek ya da herkesin
neredeyse haftasonu olmazsa olmazı haline getirdiği şu
'Saturday night out'da sıkılıp neden orada olduğunu sorgulamak da aslında tamamen kafanızın içinin nasıl olduğuna bağlı.
Tangoya başlayacağım tekrar, istemeden bırakmak zorunda kalmıştım. Biraz
sonra spor salonuna gideceğim. İnsanı en mutlu eden şey kendine
vakit ayırdığı ve bazı şeyleri törenleştirebildiği zamanlarmış. Kimsenin bunu sizden almasına izin vermeyin.
Karşımdaki parkta aileler çocuklarını salıncakta sallıyor,
birlikte vakit geçiriyorlar. Ne güzel. Avmlerde sıkışan o zavallı çocuklara
üzüldüğüm kadar kimseye üzülmüyorum.
Şans konusunda çok kötüyümdür. Şimdiye dek hiç bir yılbaşı
çekilişinde amorti bile çıkmadı. Her zaman olası aksaklıklara karşı
sağlam tedbir alan biri oldum. Her seferinde o aksaklık oldu ve ben
hazırlıklı yakalandım! Sonra Eda neden bu kadar garantici bir ruh hastası?
Çünkü ŞANSSIZIM. Bir AVMnin yılbaşı çekilişine 2 biletim var. Bi de çeyrek
yılbaşı bileti aldım. Bir dee Green Carda başvurdum. Şimdi onlar düşünsün !
Merhaba! Güzel bir günden . Her zamanki gibi yine nasıl
biteceğine dair hiç bir fikrim olmayarak yazmaya başlıyorum. Aslında az önce
duş alırken birkaç şey aklıma geldi. ve çıkar çıkmaz koşarak
bilgisayarın başına oturdum. Ben bu satırları yazarken yıkamaya
vereceğim için duvara yasladığım halılar arada düşüp irkilmeme neden oluyor ama onlar ıdüzeltmek bile şuan bir vakit kaybı gibi geliyor. Spotify'da
çok güzel bir listeyi dinliyorum. Müzik zevkini çok beğendiğim hayatımın güzel bir noktasına dokunmuş birinin listesi. Hayatıma bir yerde dahil
olanların müzik zevki gerçekten güzelmiş. Şu an düşününce bir tümevarım
yapabiliyorum ve buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Geçmişe dair hepimiz bazı şeylerden bazen
hüzünlü bahseder ve bazen öfkeleniriz ama insanlardan, güzel şeylerden
ve yaşanan şeylerden çok çıkarımlarda bulundum. Şu an böyle bi insan olmamda çok
etkileri var ve kendimden memnunum. İnsan kendinden memnun olmalı. Harika
değilim, mükemmel değilim. Olsun böyle de güzelim, güzeliz!
Her yerde olmak istiyorum. Her şeyde olmak, istediğim her şeyi yapmak. Kafamda çılgın atan projeleri yapmak istiyorum.Yazmaya üşeniyorum hem vaktim çok var, 24 yaşındayım! Hem de hiç yok. Bazen
yapmam gereken onca şey varken yorgunluktan akşam 9bucukta uyuyakalıyor
sonra da sabahın 4ünde uyanıp onları tamamlıyorum. Bu durumdan biraz
yakınıyor sonra yaptığım bu şeylerden acayip zevk alıyorum. Ah hiç bir şey
olamayabilir de. Çuvallayabilirim. Her şey en kötü ihtimalle tepetaklak
olabilir. En kötü ihtimalle bir cafede işe girer boş zamanlarımda sokak
müziği yaparım. Gezgin olup tüm dünyayı gören insanların bloglarına imrenip
kendi hayatımı beğenmemezlik yapmak istemiyorum. Bu insanın kendine yapacağı
çok büyük bir haksızlık olur! Tabi ki mesai saatleri düzeninde hiç
çalışmayıp sürekli gezmek harika bir şey ama bir yandan da 2
bölüm dizi art arda izleyince bile kendini kötü hisseden biri
olarak sürekli bir şeyleri üstüne kafa yormam gerektiğini hissediyorum.
Beni napacağız ? Gezerken bile bi planım ve amacım olsun istiyorum. Hiç
gitmediğim bi şehrin '1 saat içinde' önemli 6-7 noktasını öğrenip, google mapsten bakarak kuzeyini doğusunu batısını kafama
kaydedip idiş biletini alıp yola çıkabilirim değil mi? İş, eğitim, gezi, evrak işi. ..Ne olursa olsun. Bunu yapabileceğimi
bilmek iyi hissettiriyor.
Seçeneklerimin olduğunu bilmek beni her zaman
mutlu etmiştir. Yollar, farklı yönlere giden kökler gibi... Bir şekilde
toprağa tutunuyorsun ve her şekilde bir yolunu buluyorsun, Bazen
karşına taşlar çıkabilir. Olsun. Zaten hayatı akışında giderken
bunun hiç farkına varmayan ve herhangi bir aksaklık olduğunda her şeye
isyan eden ve 'NEDEN BEN' diye galeyana gelen insanlarız. Hepimiz
böyleyiz. Çünkü insanız. Yeri gelir 2 yıl önce hergün sabah
sıkılarak yürüdüğümüz o yolu bile özleriz.Bu arada şuan dinlediğm
listeye gerçekten aşık oldum. Başlarken yazmayı düşündüğüm 4-5 konu
vardı ama şu an unuttum . 2 yıl kadar önce 'Acaba 2 yıl sonra nerede olacağım ?
' diye bir soru sormuştum kendime. Bir yerlere yazmıştım. Bloga mı yoksa
bi kağıda ya da not defterime mi? Hiç hatırlamıyorum Ama şua n yine buradayım
ve 2 yıl sonra nerede olacağımı, napıyor olacağımı ÇOK merak ediyorum.
2 gündür çok yorgun hissediyorum ve dizimde
korkunç bir morluk var. İlk önce dün okuduğum diz ağrısıyla doktora
gidip kanser olduğunu öğrenen ve bacağı kesilen benim
yaşlarımdaki bir kızın yazılarını okudum. Bende de öyle bir şey
olabilir diye biraz paranoyaklaştım. Gördüğüm onca kanser hastası, aldığım birkaç seçmeli ders , ilgili yerlerde yaptığım stajlar ve son
zamanlarda yine bu konuda aldığım kustan sonra bunu normal karşılıyorum.
Sonrasında da 2 gündür ağırlık verdiğim pilates yoga karışımı kendime
çizdiğim egzersiz programımın bir sonucu olduğuna karar verdim ama dizim
gerçekten baya bir morarmış. Ciddi bir şeyse eğer, bilmiyorum sanki
üstesinden gelebilirmişim gibi hissediyorum. Gelemezsem bile güzel bi hayat
yaşamışım gibi. Pişmanlıklarla dolu değilim. Ailemi , arkadaşlarımı çok
seviyorum ve bunu çok iyi biliyorlar. Bunun için şanslıyım ve bunun bu şekilde
devam etmesi için elimden geleni yapacağım. Aşka gelincee Benim için şu an
yakında görünen bir şey değil. Sanki bir sorumlulukmuş gibi geliyor. Belki hiç
yoğun hissetmedim ya da böyle bir
karşıma çıkmadı? Bilemem bir cevabım yok. Bazen insan
kendi kendini engelliyor galiba.
Çok hayalci biri miyim? Evet ve aynı zamanda
HAYIR. Hayal kurduğum şeyler imkansız değil. Korkunç derecede
gerçekçi biriyim ama hayal etmeyi çok seviyorum. Pek çok şeyi de yapabildim aslında
. Çok büyük şeyler olmasa da. İşte beni gerçekten yoran şey bu. Bu yüzden yemek yemeyi bu kadar çok seviyorum belki de. Hayattan aldığın
tat gibi bir şey. En az sevdiğim sebzelerin yemeğini kendi kafama göre
yapıp güzel bir lezzete dönüştürmek.Harika ! Mükemmel lezzette bir
çikolatayı yerken nerede olduğumu unutmak. İşte bu yüzden her zaman 1-2
kilo fazlam var ve onları çok seviyorum.
Jüpiterle venüsün yaklaşması en çok benim
burcuma yarayacakmış. Çok inanmyorum ama güzel şeyler duymak
her zaman insanı mutlu eder. Bakalım ben bu pastadan bir dilim alabilecek
miyim ?
Bu yazı çok değişik oldu. Belki sonradan
okuduğumda 'Eda sil şunu' diyeceğim ama silmeyeceğim. Benden nefret
edebilirsiniz ya da 'Sen kimsin? diyebilirsiniz ya da daha önce
söylediğim gibi hiç bir şey demeyebilirsiniz de. Ben hiç biri değilim. Öylesine
biriyim.
Son olarak söylemek istediğim şey; hayatta istediğiniz şeylerin
peşinden 'başka insanlar üzerinden olmadan' tutkuyla koşarsanız,
değer verdiğiniz insanlara onları görmek
için güzel adımlar atar, hayatınıza olmaları için şartlarınızı
değiştirebilirseniz ' pastanın üstündeki tazecik ve canlı
renkteki lezzeli bir vişne tanesi gibi ' o zaman her şey güzel, hoş ve şık olyor.
Benim anahtar kelimem: tutku.
Merhaba
demeyi çok özledim, sevdiğim insanlara sarılmayı da. Buradan
gitmek çok hüzünlü geliyor. Çünkü ülkemde döndüğümde her
şey belirsizlikle dolu olacak. Biraz beni korkutuyor olsa da
sonradan bu günlere dönüp baktığımda içim kıpır
kıpır olacak biliyorum. Bugün yine
cumartesi olduğunu umursamadan erkenden uyandım. Duş alıp ev
giysilerimle markete meyve almaya gittim. Çek tarzı meyveli kek
yaptım. Kattaki arkadaşlarıma da verdim. Mariami'ye Tür kahvesi yapmayı öğrettim. Cezveyle fincanları ona bırakacağım.
Falını uygulamaya gönderip yorumunu da ses kaydı olarak göndereceğime söz verdim. Bu yıl
ailemle somestrda 1 hafta, yazın da 3 hafta vakit
geçirebildim. Başımdan o kadar çok şey geçti ki er ne
kadar bireysel olmaya bayılsam da hiç bir şey düşünmeden
sadece onlarla olmak istiyorum. Büyük aile toplanmacalarının o
gürültüsünü, benim konuşmamı dinlemeden ne anlatacağını
düşünen teyzemi, üniversiteye başlayacak olan kuzenimi,
anneannemin gürül gürül konuşmasını, ablamın fevriliğini,
annemin ufak şeylere verdiği büyük tepkilerini, babamın hep bir
tedirginliğin elinde oluşunu. Ahahhah çılgın bir ailem
var. Ben de kocaman bir aile istiyorum. Herkesi mükemmel
kahvaltılarda birleştirmek, kekler pastalar yemekler yapmak, güzel
yerlere birlikte gitmek. Çılgın bi babanne/ anneanne olup
torunlarımı sevgiye boğmak, canları sıkkın olduğunda veya
başlarına bir şey geldiğinde utanıp sıkılmadan benimle paylasabilecekleri veya benden yardım isteyebilecekleri biri olmak
istiyorum. Deniz kokusunu özledim. Bu yıl
mayısta yaptığımız Kemer kaçamağı dışında sahil
boyunca doyasıya yürüyemedim. Bembeyazım. Güneş tenime
dokunmalıydı. Düşününce, canımızı sıkan
çoğu şey ( Yazar burada sağlığı ayırıyor) insan icadı
şeyler. Bunların hepsini bir kenara koyamıyoruz. Ben de
koyamıyorum kenara ama farkına vardıkça kendimi/aklımı
tazeleyebiliyorum. Derin bir nefes alıp devam edebilmek gerek.
Kahvenin kokusundan mutlu olup, çatal bıçak seslerine
karışan konuşma seslerinden keyif alabilmeli insan.
Bu küçük ufacık şeyleri sadece ilerde bi zamanda
'Vay be!' diye anımsayıp geçmek onlara haksızlık değil
mi?
Herkes
bir şeyleri zorlaştırıyor, her şey gitgide
karmaşıklaşıyor. Artık çok kalabalığız, bunların hepsi bu
yüzden. Dünyaya yakında sığamayacağız. Kalabalıktan,
yüzlerden, telaşelerden bunalıp bi yandan da bu durumu daha
kompleks düzenlemelerle çözmeye calışıyoruz. 'Seni
seviyorum' demeyi unuttuk. En
son ne zaman sadece söylemek isteyip birisine soylediniz? (
Yazar burada ilişkilere değinmeye çalışmıyor)
Ben bugün oda arkadaşım kocaman sarıldım. Kızcağız
neye uğradığını şaşırdı. Birlikte son haftasonumuz.
Türkiye'ye döndükten sonra 'Seninle harika haftalar geçirdik,
özledim seni zalımın kızı ' dememle aynı mı sizce?
Zayıflık gibi geliyorsa size, lütfen hemen blog sayfamı kapatıp
gidin. Buraya yazıyorum. Sadece yazıyorum.
Benim gibi başka yazan tanıdığım biri var mı, hiç bilmiyorum.
Eğer sizin de bu tarz bi sayfanız varsa, bir link kadar
uzağınızdayım. Okuyan her birinize çok
teşekkürler. Benim için çok değerlisiniz. Bir sonraki yazıda
görüşmek üzere.
Dün
sabah, her zamanki gibi , çok erken saatte uyanıp yaklaşık
yarım saat vakit öldürdüm. Gecenin bi saatinde uyanıp, gördüğüm
rüyayı sabah hatırlamak için telefonuma yazmaya çalıştığım
notun başarısızlığına güldüm. Ekşi'deki konulara
baktım, ciddi bir olay olmadığına kanaat getirdikten sonra biraz
hayal kurdum. Bazı konuşmalar canlandırdım. Şuan gitmem
zor olan yerlere uçak bileti baktım. Derdim kaçıp gitmek,
uzaklaşmak değil de seçeneklerimin olduğunu bilmeyi seviyorum..
Böyle daha güzel. Neler yapabileceğinizin farkında olmak. Neyse,
biraz daha hayal kurdum ve zihnimin tertemizliğinden mutluluk
duydum. Duş aldım. Spotifydan bi liste açıp keyifle kahvaltı
hazırladım. Masamın yanındaki büyük pencereyi ve perdeyi açtım,
hava mükemmeldi. Güneşli, geçen gece yağmur yağdığını
hissettiren ferah bir kokuya eşlik eden tatlı bir esintiyle.
Prag'a göre sıcak, bana göre şahane.
Sokağa
çıktım. Saçlarım hafif ıslaktı, yazın en sevdiğim
ritüellerinden biri. Tramvaya yetişmek için biraz hızlandım.
Çoğu kişi turistti. Tramvayın son vagonuna binip ayakta
gittim. Bu görüntüye bayılıyorum. Bir müzik duyuyorum ama
kulaklıklarım çantamda. Kalabalıkta müzik dinlemek çok benlik
değil, zaten dikkatim çok kolay dağılıyor. Birine yanlışlıkla
çarpmam, eşyamı bir yerlerde unutmam ya da ceketimi düşürmem an meselesi oluyor. Son anda, gideceğim yerden bi durak önce inmeye karar
veriyorum. Buradaki en sevdiğim binaların olduğu sokağı
seyrederek kahve ve kayısılı Çek donutu kokulu dükkanların önünden geçiyorum. Arkaplanda çalan müziğin
sesi biraz daha yükseliyor. Binaya giriyorum. Demir kapısı
yavaşça açılıyor ve kapının gölgesi
merdivenlere vuruyor, sıcacık turuncumsu sabah güneşiyle .
Birinci kata çıkıp zile basıyorum. Martina kapıyı açıyor
her zamanki enerjisiyle ;
Böyle
seslenmek hoşuma gitti. Nerdeyse 3yıl olmuş. Uzun zamandır yazı
yazmıyorum. Özene bezene aldığım küçük not defterlerinin
hepsi ayrı köşede. Biri ders defterine dönüşmüş, diğeri
alışverş listesi ajanda gibi bi şey olmuş. 'Neden?' diye
düşündüm. 3 yıl önce okul dışındaki tüm zamanımı alan
yeni kurduğumuz müzik grubu, bazı anlaşmazlıklar, pratik
sınavlara adapte olamamam da cabası. Okulumun son yıllarının çok
yorucu ve yoğunken bi yandan bir o kadar rengarenk ve güzel
anılarla dolu geçmesi de fırsat bırakmamış olabilir. Bir
de... Yazdığım şeyleri birilerine ithaf etmeyi sevmiyorum, kafamın
içindeki tüm rüzgar durulup onun yerine nefes aldırmayan
bir Alanya havası geçiyor. Bu
yaz mezun oldum. Hayatımda bazı kararlar aldım. Daha
programlı, kendi sınırlarıyla kendini boğmayan (ne gerek
varsa) ve Simge sayesinde (ya da yüzünden mi deseydim?) titiz
biri oldum. Bir haftadır Prag'tayım. Ani bir kararla gitmeye karar
verdiğim Budapeşte seyahatimi burada gök delinmiş gibi yağmur
yağdığı için bir gün erteledim. Baştan aşağı
ıslandım. Oysa hayat kimseye küçük bi çanta hazırlayıp
hemen bir plan çizip uzaklara gitmek için zor
olmamalı. İlla yurtdışı olmasına gerek yok. Bazen aldığın
derin bir nefes bile yeter sana. Ben sadece tüm şartlar farklıyken
kendi başıma olmak ve bir şeyler öğrenmek istedim.
Ankara'da
her gün geçtiğim caddedeki çok ciddi bi EGO trafik kazası ve o
gün ve sonrasındaki ilk terör patlamasından sonra hayata
bakışım değişti. Her gün geçtiğim
caddede yerde yattığımı ve hiç bi zaman
görmediğim bir açıda o caddenin ortasındayken etrafı izlediğimi ve bir yandan hayata tutunmaya çalıştığımı hayal ediyorum sürekli. Bulunduğum yerin, içinde
olduğum anın hakkını vermek; sevdiğim insanlara olan sevgimi göstermeyi yarına bırakmamak,
kimseye sırtını yaslama ihtiyacı hissetmeden yaşamak. Hep böyle düşünerek yaşamışım aslında ama bunun
daha da farkındayım artık. Çünkü gözümde her şey daha gerçek ve
acımasız artık. Burada
turistler sürekli bi yerlerin fotoğrafını
çekiyorlar. Oysa bir hikayesi olmadıkça internette
gördüklerinden hiç bi farkı yok. Aklıma manzarayı, rüzgarı,
kokuyu, arka plandaki sesi kazıyıp sonrasında o an neyi gördüysem
çekiyorum. Kafamdaki oluşana en yakın tek bir foto. İnsanları
izliyorum, o telaşı. O telaş içinde kendi halinde yaşayıp
giden ağaçları, eskimeye ve aşınmaya devam eden kale
duvarlarını, köprü sütunlarına sakince çarpmaya devam eden küçük
dalgaları, içtiğim son yudumun bıraktığı tadı. Böyle
zamanlarda, birkaç çizgiyle inanılmaz eskizler çizen o
insanlar kadar yetenekli olabilmeyi dilerim hep.
Yazmaya
başlarken hiç bi zaman ana fikir verme gibi bi amacım
olmadı. Bu da böyle bir yazıydı işte.
Okuyan
birileri varsa eğer , buraya
kadar dinlediğin için teşekkürler. Bana
eşlik eden şarkıyı da aşağıda paylaşıyorum.