3 Aralık 2017 Pazar

Ne kadar da şanssız bir kız




 Bir pazar gününden merhaba .
   Dışarı çıkıp biraz dolaşmak için harika saatler, özellikle Ankara'dakiler için ! Sonbaharın son güzel haftasonlarından birini yaşıyoruz. Keşke hiç bitmese. Orkidem de solmaya başladı.

     Güzel haftasonunu güzel değerlendirmek için ben de elimden geleni yapıyorum. Aslında ne yaptığınız değil, size nasıl  hissettirdiği  önemli. Hayatta her şeyde bu geçerli . Yeni serilen çarşafın  verdiği huzuru hissetmek ya da herkesin  neredeyse haftasonu olmazsa olmazı haline getirdiği şu 'Saturday night out'da  sıkılıp neden orada olduğunu sorgulamak da  aslında  tamamen  kafanızın içinin nasıl olduğuna bağlı.

  Tangoya başlayacağım tekrar, istemeden bırakmak zorunda kalmıştım. Biraz sonra  spor salonuna gideceğim.  İnsanı en mutlu eden şey kendine vakit ayırdığı ve bazı şeyleri törenleştirebildiği zamanlarmış. Kimsenin bunu sizden almasına izin vermeyin. 

    Karşımdaki  parkta aileler çocuklarını salıncakta sallıyor, birlikte vakit geçiriyorlar. Ne güzel. Avmlerde sıkışan o zavallı çocuklara üzüldüğüm kadar kimseye üzülmüyorum.

    Şans konusunda çok kötüyümdür. Şimdiye dek hiç bir  yılbaşı çekilişinde amorti bile çıkmadı. Her zaman olası aksaklıklara karşı sağlam  tedbir alan biri oldum. Her seferinde o aksaklık oldu ve ben hazırlıklı yakalandım! Sonra Eda neden bu kadar garantici bir ruh hastası? Çünkü ŞANSSIZIM. Bir AVMnin yılbaşı çekilişine 2 biletim var. Bi de çeyrek yılbaşı bileti aldım. Bir dee Green Carda başvurdum. Şimdi onlar düşünsün !


 Güzel günler size güzel insanlar !





16 Kasım 2017 Perşembe

Yine çok yazdım

 Merhaba!
   Güzel bir günden .
    Her  zamanki gibi  yine  nasıl biteceğine dair hiç bir fikrim olmayarak yazmaya başlıyorum. Aslında az önce duş alırken  birkaç şey aklıma geldi. ve çıkar çıkmaz koşarak  bilgisaya
rın başına oturdum. Ben bu satırları yazarken yıkamaya vereceğim için duvara yasladığım halılar arada düşüp irkilmeme neden oluyor ama onlar ıdüzeltmek bile şuan bir vakit kaybı gibi  geliyor.  Spotify'da  çok güzel bir listeyi dinliyorum. Müzik zevkini çok beğendiğim hayatımın güzel bir noktasına dokunmuş birinin listesi. Hayatıma bir yerde dahil olanların  müzik zevki gerçekten güzelmiş. Şu an düşününce bir tümevarım yapabiliyorum ve buradan kendilerine teşekkür ediyorum.

   Geçmişe dair hepimiz bazı şeylerden bazen  hüzünlü bahseder  ve bazen öfkeleniriz ama insanlardan,  güzel şeylerden ve yaşanan  şeylerden çok  çıkarımlarda bulundum. Şu an böyle bi insan olmamda çok etkileri var ve kendimden memnunum. İnsan kendinden memnun olmalı. Harika değilim, mükemmel değilim. Olsun böyle de güzelim, güzeliz!

    Her yerde olmak istiyorum. Her şeyde olmak, istediğim her şeyi yapmak. Kafamda çılgın atan projeleri yapmak istiyorum.Yazmaya üşeniyorum hem vaktim çok var, 24 yaşındayım! Hem de hiç yok. Bazen yapmam gereken onca şey varken yorgunluktan  akşam 9bucukta uyuyakalıyor sonra da sabahın 4ünde  uyanıp onları tamamlıyorum. Bu durumdan biraz yakınıyor sonra yaptığım bu şeylerden acayip zevk alıyorum. Ah hiç bir şey olamayabilir de. Çuvallayabilirim. Her şey en kötü ihtimalle tepetaklak olabilir.  En kötü ihtimalle bir cafede işe girer boş zamanlarımda sokak müziği yaparım. Gezgin olup tüm dünyayı gören insanların bloglarına imrenip kendi hayatımı beğenmemezlik yapmak istemiyorum. Bu insanın kendine yapacağı çok  büyük bir haksızlık olur! Tabi ki mesai saatleri düzeninde hiç çalışmayıp sürekli gezmek harika bir şey ama bir yandan da  2  bölüm dizi art arda izleyince bile kendini kötü hisseden biri olarak  sürekli bir şeyleri üstüne kafa yormam gerektiğini hissediyorum. Beni napacağız ? Gezerken bile  bi planım ve amacım olsun istiyorum. Hiç gitmediğim bi şehrin  '1 saat içinde'  önemli 6-7 noktasını öğrenip, google mapsten bakarak  kuzeyini doğusunu batısını  kafama kaydedip  idiş  biletini alıp  yola çıkabilirim değil mi?  İş, eğitim, gezi,  evrak işi. ..Ne olursa olsun. Bunu yapabileceğimi bilmek  iyi hissettiriyor.

  Seçeneklerimin olduğunu bilmek beni  her zaman mutlu etmiştir.  Yollar, farklı yönlere giden kökler gibi... Bir şekilde toprağa tutunuyorsun ve  her şekilde bir yolunu buluyorsun, Bazen  karşına taşlar çıkabilir.  Olsun. Zaten  hayatı akışında giderken bunun hiç farkına varmayan ve  herhangi bir aksaklık olduğunda her şeye isyan eden ve 'NEDEN BEN' diye  galeyana gelen insanlarız.  Hepimiz böyleyiz. Çünkü insanız. Yeri gelir 2 yıl önce hergün  sabah sıkılarak  yürüdüğümüz o yolu bile  özleriz.Bu arada şuan dinlediğm listeye gerçekten aşık oldum.
   Başlarken yazmayı düşündüğüm 4-5 konu vardı  ama şu an unuttum .
  2 yıl kadar önce 'Acaba 2 yıl sonra nerede olacağım ? ' diye bir soru sormuştum kendime. Bir yerlere yazmıştım. Bloga mı yoksa  bi kağıda  ya da not defterime mi? Hiç hatırlamıyorum Ama şua n yine buradayım ve 2 yıl sonra nerede olacağımı, napıyor olacağımı ÇOK merak ediyorum.

   2 gündür çok yorgun hissediyorum ve dizimde korkunç bir morluk var. İlk önce   dün okuduğum diz ağrısıyla doktora gidip kanser olduğunu öğrenen ve  bacağı kesilen  benim yaşlarımdaki  bir kızın  yazılarını okudum. Bende de öyle bir şey olabilir diye biraz paranoyaklaştım.  Gördüğüm onca kanser hastası, aldığım birkaç seçmeli ders , ilgili yerlerde yaptığım stajlar ve son zamanlarda yine bu konuda aldığım kustan sonra bunu normal karşılıyorum. Sonrasında da  2 gündür ağırlık verdiğim pilates yoga  karışımı  kendime çizdiğim  egzersiz programımın bir sonucu olduğuna karar verdim ama dizim gerçekten  baya bir morarmış. Ciddi bir şeyse eğer, bilmiyorum  sanki üstesinden gelebilirmişim gibi hissediyorum. Gelemezsem bile güzel bi hayat yaşamışım gibi. Pişmanlıklarla dolu değilim. Ailemi , arkadaşlarımı  çok seviyorum ve bunu  çok iyi biliyorlar. Bunun için şanslıyım ve bunun bu şekilde devam etmesi için elimden geleni yapacağım. Aşka gelincee Benim için şu an yakında görünen bir şey değil. Sanki bir sorumlulukmuş gibi geliyor. Belki hiç yoğun hissetmedim  ya da böyle bir karşıma çıkmadı?  Bilemem  bir cevabım yok.  Bazen  insan kendi kendini engelliyor galiba.

   Çok hayalci biri miyim? Evet ve aynı zamanda HAYIR.  Hayal kurduğum şeyler imkansız değil.  Korkunç derecede gerçekçi biriyim ama hayal etmeyi çok seviyorum. Pek çok şeyi de yapabildim aslında . Çok  büyük şeyler olmasa da. İşte beni gerçekten yoran şey bu.  Bu yüzden  yemek yemeyi bu kadar çok seviyorum belki de. Hayattan aldığın tat gibi bir şey. En az sevdiğim sebzelerin yemeğini kendi kafama göre yapıp güzel bir lezzete dönüştürmek.Harika !  Mükemmel lezzette bir çikolatayı yerken nerede olduğumu unutmak. İşte bu yüzden her zaman 1-2 kilo fazlam var ve onları çok seviyorum.

   Jüpiterle venüsün yaklaşması en çok benim burcuma yarayacakmış. Çok inanmyorum ama  güzel şeyler duymak  her  zaman insanı mutlu eder. Bakalım ben bu pastadan bir dilim alabilecek miyim ?

  Bu yazı çok değişik oldu. Belki sonradan okuduğumda  'Eda sil şunu' diyeceğim ama silmeyeceğim. Benden nefret edebilirsiniz ya da 'Sen kimsin? diyebilirsiniz  ya da daha  önce  söylediğim gibi hiç bir şey demeyebilirsiniz de. Ben hiç biri değilim. Öylesine biriyim. 

 Son olarak söylemek istediğim şey;
       hayatta  istediğiniz şeylerin peşinden 'başka insanlar üzerinden olmadan'  tutkuyla koşarsanız,    
      değer verdiğiniz insanlara onları görmek için  güzel adımlar atar, hayatınıza olmaları için şartlarınızı değiştirebilirseniz   ' pastanın  üstündeki tazecik ve canlı renkteki  lezzeli bir vişne  tanesi gibi '
    o zaman her şey güzel, hoş  ve şık olyor.  Benim anahtar kelimem: tutku.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Cumartesiyi herkes sever

Merhaba, 
    Merhaba demeyi çok özledim, sevdiğim insanlara sarılmayı da. Buradan gitmek çok hüzünlü geliyor. Çünkü ülkemde döndüğümde her şey belirsizlikle dolu olacak. Biraz beni korkutuyor olsa da sonradan bu  günlere dönüp baktığımda içim  kıpır kıpır olacak biliyorum.
    Bugün yine cumartesi olduğunu umursamadan erkenden uyandım. Duş alıp ev giysilerimle markete meyve almaya gittim. Çek tarzı meyveli kek yaptım. Kattaki arkadaşlarıma da verdim. Mariami'ye  Tür kahvesi yapmayı öğrettim. Cezveyle fincanları ona bırakacağım. Falını  uygulamaya gönderip yorumunu da  ses kaydı olarak göndereceğime söz verdim.
    Bu yıl ailemle somestrda 1 hafta, yazın da 3 hafta vakit  geçirebildim. Başımdan o kadar çok şey geçti ki er ne kadar bireysel olmaya bayılsam da   hiç bir şey düşünmeden sadece onlarla olmak istiyorum. Büyük aile toplanmacalarının o gürültüsünü, benim konuşmamı dinlemeden ne anlatacağını düşünen teyzemi, üniversiteye  başlayacak olan kuzenimi, anneannemin gürül gürül konuşmasını, ablamın  fevriliğini, annemin ufak şeylere verdiği büyük tepkilerini, babamın hep bir tedirginliğin elinde oluşunu. Ahahhah  çılgın bir ailem var. Ben de kocaman bir aile istiyorum. Herkesi mükemmel kahvaltılarda birleştirmek, kekler pastalar yemekler yapmak, güzel yerlere birlikte gitmek. Çılgın bi babanne/ anneanne olup torunlarımı sevgiye boğmak, canları sıkkın olduğunda veya başlarına bir şey geldiğinde utanıp sıkılmadan benimle paylasabilecekleri veya benden yardım isteyebilecekleri biri olmak istiyorum.
   Deniz kokusunu özledim. Bu yıl  mayısta yaptığımız Kemer kaçamağı dışında sahil boyunca doyasıya yürüyemedim. Bembeyazım. Güneş tenime dokunmalıydı.
   Düşününce, canımızı sıkan çoğu şey ( Yazar burada sağlığı ayırıyor) insan icadı şeyler. Bunların hepsini bir kenara koyamıyoruz. Ben de koyamıyorum kenara ama farkına vardıkça kendimi/aklımı tazeleyebiliyorum. Derin bir nefes alıp devam edebilmek gerek.  Kahvenin kokusundan mutlu olup, çatal bıçak seslerine karışan konuşma seslerinden keyif alabilmeli  insan. Bu  küçük  ufacık şeyleri sadece ilerde bi zamanda  'Vay be!' diye anımsayıp geçmek onlara haksızlık değil mi?  
   Herkes bir şeyleri zorlaştırıyor,  her şey gitgide karmaşıklaşıyor. Artık çok kalabalığız, bunların hepsi bu yüzden. Dünyaya yakında sığamayacağız. Kalabalıktan, yüzlerden,  telaşelerden bunalıp bi yandan da bu durumu daha   kompleks  düzenlemelerle çözmeye calışıyoruz. 'Seni seviyorum' demeyi unuttuk. En son ne zaman sadece söylemek isteyip birisine soylediniz? ( Yazar burada ilişkilere değinmeye çalışmıyor)  Ben bugün oda arkadaşım kocaman  sarıldım. Kızcağız neye uğradığını şaşırdı. Birlikte son haftasonumuz. Türkiye'ye döndükten sonra 'Seninle harika haftalar geçirdik, özledim seni  zalımın kızı ' dememle aynı mı sizce? Zayıflık gibi geliyorsa size, lütfen hemen blog sayfamı kapatıp gidin.
    Buraya yazıyorum. Sadece yazıyorum. Benim gibi başka yazan tanıdığım biri var mı, hiç bilmiyorum. Eğer  sizin de bu tarz bi sayfanız varsa, bir link kadar uzağınızdayım.
    Okuyan her birinize çok teşekkürler. Benim için çok değerlisiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.















1 Ağustos 2017 Salı

Temmuz biterken

   Dün sabah, her zamanki gibi , çok erken saatte uyanıp  yaklaşık yarım saat vakit öldürdüm. Gecenin bi saatinde uyanıp, gördüğüm  rüyayı sabah hatırlamak için telefonuma yazmaya çalıştığım notun  başarısızlığına güldüm. Ekşi'deki konulara baktım, ciddi bir olay olmadığına kanaat getirdikten sonra biraz hayal kurdum. Bazı konuşmalar canlandırdım.  Şuan gitmem zor olan yerlere uçak bileti baktım. Derdim kaçıp gitmek, uzaklaşmak değil de seçeneklerimin olduğunu bilmeyi  seviyorum.. Böyle daha güzel. Neler yapabileceğinizin farkında olmak. Neyse,  biraz daha hayal kurdum ve zihnimin tertemizliğinden mutluluk duydum. Duş aldım. Spotifydan bi liste açıp keyifle kahvaltı hazırladım. Masamın yanındaki büyük pencereyi ve perdeyi açtım, hava mükemmeldi. Güneşli, geçen gece yağmur yağdığını hissettiren ferah bir kokuya eşlik eden tatlı bir esintiyle. Prag'a göre sıcak,  bana göre şahane.  
   Sokağa çıktım. Saçlarım hafif ıslaktı, yazın en sevdiğim ritüellerinden biri. Tramvaya yetişmek için biraz hızlandım.  Çoğu kişi turistti. Tramvayın son vagonuna binip  ayakta gittim. Bu görüntüye bayılıyorum.  Bir müzik duyuyorum ama kulaklıklarım çantamda. Kalabalıkta müzik dinlemek çok benlik değil, zaten dikkatim çok kolay dağılıyor. Birine yanlışlıkla çarpmam, eşyamı bir yerlerde unutmam ya da ceketimi düşürmem an meselesi oluyor. Son anda, gideceğim yerden bi durak önce inmeye karar veriyorum. Buradaki en sevdiğim binaların olduğu  sokağı seyrederek kahve ve kayısılı Çek donutu kokulu dükkanların önünden geçiyorum. Arkaplanda çalan müziğin sesi biraz daha yükseliyor. Binaya giriyorum. Demir kapısı yavaşça  açılıyor  ve kapının gölgesi  merdivenlere vuruyor, sıcacık turuncumsu sabah güneşiyle . Birinci kata çıkıp zile basıyorum. Martina  kapıyı açıyor her zamanki enerjisiyle ;
 -'Ahoj !
   Donut alsana, 10 tane!' 

29 Haziran 2017 Perşembe

pencere kenarından bildiriyorum

Merhaba sevgili okurlarım,

   Böyle seslenmek hoşuma gitti. Nerdeyse 3yıl olmuş. Uzun zamandır yazı yazmıyorum. Özene bezene aldığım küçük not defterlerinin hepsi ayrı köşede. Biri ders defterine dönüşmüş, diğeri alışverş listesi ajanda gibi  bi şey olmuş. 'Neden?' diye düşündüm. 3 yıl önce okul dışındaki tüm zamanımı alan yeni kurduğumuz müzik grubu, bazı anlaşmazlıklar, pratik sınavlara adapte olamamam da cabası. Okulumun son yıllarının çok yorucu ve yoğunken bi yandan bir o kadar  rengarenk ve güzel anılarla dolu geçmesi de fırsat bırakmamış olabilir. Bir de... Yazdığım şeyleri birilerine  ithaf etmeyi sevmiyorum,  kafamın içindeki tüm rüzgar durulup  onun yerine nefes aldırmayan bir Alanya havası  geçiyor.
    
  Bu yaz mezun  oldum. Hayatımda bazı kararlar aldım. Daha programlı,  kendi sınırlarıyla kendini boğmayan (ne gerek varsa) ve Simge sayesinde (ya da yüzünden mi deseydim?) titiz biri oldum. Bir haftadır Prag'tayım. Ani bir kararla gitmeye karar verdiğim Budapeşte seyahatimi burada gök delinmiş gibi yağmur yağdığı için bir gün erteledim. Baştan  aşağı ıslandım. Oysa hayat kimseye  küçük bi çanta hazırlayıp  hemen bir plan çizip  uzaklara gitmek için  zor olmamalı. İlla yurtdışı olmasına gerek yok. Bazen aldığın derin bir nefes bile yeter sana. Ben sadece tüm şartlar farklıyken kendi başıma olmak ve bir şeyler öğrenmek istedim.

  Ankara'da her gün geçtiğim caddedeki çok ciddi bi EGO trafik kazası ve o gün ve sonrasındaki ilk  terör patlamasından sonra hayata bakışım  değişti.  Her gün geçtiğim  caddede  yerde yattığımı ve  hiç  bi zaman görmediğim  bir açıda o caddenin ortasındayken etrafı izlediğimi ve  
bir yandan hayata tutunmaya çalıştığımı hayal ediyorum sürekli. Bulunduğum yerin, içinde olduğum  anın hakkını vermek; sevdiğim insanlara  olan sevgimi  göstermeyi yarına bırakmamak, kimseye  sırtını yaslama ihtiyacı hissetmeden yaşamak. Hep böyle  düşünerek  yaşamışım aslında ama bunun daha da farkındayım artık. Çünkü  gözümde her şey daha gerçek ve acımasız artık. 

  Burada  turistler  sürekli bi yerlerin  fotoğrafını çekiyorlar.  Oysa bir hikayesi olmadıkça  internette gördüklerinden hiç bi farkı yok. Aklıma manzarayı, rüzgarı, kokuyu, arka plandaki sesi kazıyıp sonrasında o an neyi gördüysem çekiyorum. Kafamdaki oluşana en yakın tek bir foto. İnsanları izliyorum, o telaşı. O telaş içinde  kendi halinde yaşayıp giden ağaçları, eskimeye ve aşınmaya  devam eden  kale duvarlarını, köprü sütunlarına sakince çarpmaya devam eden küçük dalgaları, içtiğim son yudumun bıraktığı tadı. Böyle zamanlarda, birkaç çizgiyle inanılmaz eskizler çizen o insanlar kadar yetenekli olabilmeyi dilerim hep.

   Yazmaya başlarken hiç bi zaman ana fikir verme gibi bi amacım olmadı. Bu da böyle bir yazıydı işte.

 Okuyan birileri varsa eğer ,
   buraya kadar dinlediğin  için teşekkürler. 
   Bana eşlik eden şarkıyı da  aşağıda paylaşıyorum.