Beni
düşündüren şarkıları seviyorum. Sözü olmayan şarkıları daha çok seviyorum sanırım sözlerin şarkıların anlamının daralttığını düşündüğüm için bu böyle. Kaçırdığım popüler şarkılar
yüzünden bazen zamandan kopuk hissederim. Bazen güzel sözlere sahip olan şarkılara takılır kalır ve ayları geçiririm. Böyle şarkıları sürekli dinlemek ne
kadar sağlıklı, bilemiyorum. Ama yürünecek yollar kat edilecek
mesafeler bitmiyor ki. Sevdiğiniz şarkılar sizin dostunuz oluyor ve nerede olursanız olun sizi evinizde hissettiriyor. Ankara’da yaşıyorsanız bazen
kaçasınız geliyor buradan. Bazen de başka bir şehirden
dönerken o sokaklar, sakin kaldırımları düşünüp Ankarayı özlüyorsunuz.
Zaman geçiyor, zaman hep bir şekilde geçiyor
ve ben hep kendimi bir yerlere koşarken buluyorum. Bunların hepsine nasıl zaman
buluyorsun derseniz inanın ben de tam olarak bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim. Sahip olduğum
tüm enerjimi olabildiğince verimli bir şekilde kullanmak istiyorum.
Gücümün yettiği her şeye yetişmeye çalışıyorum. Yoksa
varlığımın bir anlamı yokmuş gibi geliyor. Yaşamayı iliklerime kadar hissetmek istiyorum. İki gün oturup dizi izleyeyim, üçüncü günde kendimi tedirgin hissetmeye başlıyorum. Elimde sürekli
gezdirdiğim flütüm, çantamın içine tıkılmış bir spor ayakkabı,
not defterimin bi sayfasına karalanmış bir resim, çantanın bir köşesindeki ders notlarım bu yüzden var.
Lisede felsefe dersinde okuduğum John
Locke aklıma geldi, demiş ya en kabaca ’ Hayat boş bir
levha gibidir. Deneyimler bilgiyi getirir, bilginin kaynağıdır ’. Ben bilgiye ulaşmaya çalışmıyorum gerçi, ben kendime
ulaşmaya, hayata dokunmaya çalışıyorum. Yaptığım her şey o boş levhaya/ tuale atılmış renkli bir fırça darbesiymiş gibi geliyor. Hayatımın
sona erdiğinde de ortaya güzel bir şeyin çıkmış
olmasını ve yaşamaya devam etmesini diliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder